Gündelik hayatın her alanında artan ve medya temsillerinde görünür hale gelen şiddet; aileden sokağa kadar kendini gösteriyor. Konu ile ilgili konuşan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Yeşiltuna, ülkemizde en çok şiddet gören toplumsal grubun kadınlar ve çocuklar olduğunu dile getirerek, “Burada kilit ilişki bağımlılık ilişkisidir. Çocukların asgaride sosyal ve ekonomik kaynaklardan eşit şekilde yararlanmasını sağlamadaki yetersizlikler, çocuğun çok yönlü şiddet ilişkisi içinde bulunma olasılığını artırabilmektedir. Erkeği karar verici, otorite olarak ayrıcalıklı bir konuma yerleştiren ataerkil sistem, bir taraftan kız çocuğunu zayıf, pasif konuma yerleştirirken, diğer taraftan erkek çocuğunu her alanda karar verici, güvenlik sağlayıcı, savaşçı olarak konumlandırarak, şiddet temelli ilişkiyi iki tarafın birbirini tamamlayacak şekilde, gündelik yaşamı düzenleyecek kurallarda ve değerlerde içselleştirir” dedi.
ŞİDDET AİLE İÇİNDE NORMALLEŞEBİLİYOR
Bu koşullarda bir kız çocuğunun aile içinde erkek kardeşten, babadan ya da anneden kendisine fiziksel şiddet uygulandığını dillendirmesinin zor olduğunu savunan Prof. Dr. Yeşiltuna, “Çünkü o davranış onun için normalleştirilmiştir. Böylesi köklü bir eşitsizliğin üretildiği toplumsal cinsiyet anlayışında, kadına yönelik cinayetlerde rekor sayılar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Nitekim ona yönelik şiddet, namus şemsiyesi altında, aslında kadının ekonomik olarak kendi kaynağını yaratabilmesine, kadının olası mahalle baskısına karşı durabilmesini sağlayan sosyal, kültürel birikime, farkındalığa ve kendine güvene dayanan özsaygıya sahip olmasına yönelik bir tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Buna karşılık erkek kimliğini kadının üzerinden inşa eden erkeğin, kimlik bunalımı. Erkeğin kadın üzerinde baskıyla, korkuyla kurulmuş iktidarı kadın tarafından sorgulanınca, erkek aynı yöntemle iktidarının, otoritesinin devamlılığını üretmeye yönelmektedir. Böylesi bir ilişkiyi, yaşamın çok farklı alanlarında rahatlıkla gözleyebiliriz. Mevcut otorite uzlaşmaya değil de, tehdit ve korkuya dayanıyorsa, otoritenin dili zaten şiddet dili olmaktadır” diye konuştu.
Benzer Haberler
Yorum Ekleyin